TÜRK MUSİKİSİ ÇALGILARI

REBAB

rebab.jpg

Organolojinin “ayaklı kemâneler” arasında incelediği çalgılardandır. “Ayaklı kemâne”, silindirik biçimde bir gövde ile uzunca bir saptan oluşmaktadır.

“Kemançe”, köken bakımından “küçük yay” anlamına gelen Farsça bir sözcük olup, daha çok “küçük yaylı çalgı” anlamındakullanılır. Kesik küre biçimindeki gövdesi, genellikle hindistancevizi kabuğundan ve göğsü, deridendir. İki ya da üç telli olan çalgının, tornada yapılan iri burguları sapa yandan girer. Geçmişte kemançeye at kılı demetinden ya da ibrişimden teller takılmıştır. Yuvarlak sap, gövdeye üstten girip alttan çıkar. Sapın gövdeden çıkan uzantısı, bir tür “dayama çubuğu”dur. İki diz arasında, sapı yere dik olacak biçimde tutularak çalınan kemançenin ses alanı iki veya birbuçuk sekizliyi kapsar.

18. yüzyıla kadar Türk müziğinin tek yaylı çalgısı olan kemançe, dindışı müzikte olduğu gibi tasavvuf müziğinde de büyük bir ilgiyle kullanılmıştır. Hatta, rebab adıyla kullanıldığı mevlevi dergâhlarında kemançeye bir tür kutsallık bile yakıştırılmıştır.

18. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’dan gelen sînekemanının, dindışı müzikte büyük ilgi görmesi üzerine gözden düşen ve terk edilen kemançe, daha sonra yalnızca Mevlevî müziğinde kullanılmıştır. Günümüzde ise nadiren de olsa kullanılmaktadır.

Hazırlayan: İbrahim Metin UĞUR
www.rebab.net