TÜRK MUSİKİSİ ÇALGILARI

TÜRK MUSİKİSİ ÇALGILARI

kanun.png
keman
ney.jpg
tanbur.jpg
lavta.jpg
kemence.jpg
rebab.jpg
santur.jpg
kudüm.jpg
def.jpg
zil.jpg

Müzikte çalgı1, istisnâi birkaç form dışında, Ses Müziğinin vazgeçilmez eşlik unsuru ve başlıbaşına bir Müzik türü olarak çifte fonksiyona sahiptir .Türklerin Hun'lardanberi her iki fonksiyonuyla da kullandıkları mûsikî aletleri, İslamiyetten sonra bir din adamlarınınetkisiyle Mehterhâne, Enderûn ve sazın serbest oldugu tekkelerle şuurlu din adamlarının koruması sayesinde kurtulabilmiştir.2
Osmarılı mûsikîsi formları ile çalgıları arasında, çağlara göre eskilerinin gözden düşüp yenilerinin moda olması şeklinde bir kader birliği görülür .Osmanlı klâsik ve halk mûsikîsinde kullanılan bütün telli/saplı çalgıların atası olan Kopuz'un ömrü 18.yy'a kadar devam edebilmiş, 10 ila 16. yy. arası çok revaçta olan Ud yerini --l9.yy. sonunda yeniden almak üzere-- 1 7 .YY .dan itibaren Tanbur'a bırakmış, tarihi Türk harpi Çeng'le, Türk pan flütü Miskal 19.yy, Santur ise 20. yy .da artık kullanılmaz olmuşlardır .Önce viola d'amore  şeklinde Sinekemanı adı ile Batıdan gelen Keman, daha sonra Viyola, Viyolonsel ve Kontrbas ile, önceleri Köçekçe ve Tavşanca adı verilen saray rakslarının eşlik sazı olan Kemençe ve Lavta 20. yy.da klasik mûsikîye de girmiş; Kaşık'la Zilli  Maşa'nın halk oyunlarında yaşamasına mukabil, Çalpara da denen Çengi Çubuğu, Köçekçe ve Tavşanca'larla3 birlikte tarihe karışmıştır. Osmanlı mûsikîsinde kullanılmış olan çalgıların sayısı da, çeşitli çalgıların kaynaklarına göre değişiklik -daha doğrusu artış- göstermiştir: II. Murad çağı yazan Şükrullah sadece 9. Lâdikli 18, Kâtib Çelebi 19 çalgılık liste verirlerken, yazarlığı yanında çok iyi bir Müzisyen olan Evliya Çelebi, çoğunun tarifini de verdiği 76 çalgı adı zikretmiştir.4
Mûsikî aletleri bilimi demek olan Organoloji'de çalgılar,hangi Müzik söz konusu olursa olsun, bu sanatın insanla birlikte doğuşundan bu yana geçirdiği merhaleler gözönüne alınarak, vurmalı çalgılar, nefesli çalgılar ve telli çalgılar sırası içinde incelenmektedir .'Ritm sazlar'da denen vurmalılar, kendi aralarında ayrıca: tahtalar, zilliler ve derililer olarak üçe ayrılmakta: nefesli ve telli çalgılar -ritm çalgılarına paralel- 'melodi çalgıları' adını almakta, nefesliler 'dilli' ve 'dilsiz', telliler de 'mızraplı' ve 'yaylı' alt başlıklarına göre sınıflandırılmaktadır .Bir başka tasnif şekli de çalgıları yine vurmalı-nefesli-telli düzeni içinde bu defa kullanılış alanlarına (fonksiyonlarına) göre gruplamaktır: Askeri Müzik çalgıları, Dînî Müzik çalgıları, Halk Müziği çalgıları, Klâsik Müzik çalgıları ve Eğlence Müziği çalgıları. Biz burada. Osmanlı mûsikîsinin çeşitli türlerinde kullanılan çalgıları, kullanılma alanlarını birleştirerek, vurmalı-nefesli-telli (mızraplı-yaylı) sırasına göre toplu olarak sınıflandıracağız .

A. Vurmalı Sazlar

1) Tahtalar

Çevgân 

(Askeri Müzik)

Kaşık

(Halk Oyunları)

Çalpara veya Çengi Çubuğu

(Köçekçe ve Tavşanca'larda)

2) Zilliler

Zil (Halile)(Tekke Müziği)

Mehter Zili(Askeri Müzik)

Hitit Sistrumu(Askeri Müzik.)

Zilli Maşa(Halk oyunları)

Parmak Zili(Eski ve yeni Raks Müziği)

3) Derililer

KösAskeri Müzik

DavulAskeri ve Halk Müziği

NakkareAskeri Müzik

KudümTasavvuf ve Klâsik Müzik

Dâire5Klâsik Müzik

DefFasıl Müziği

Bendir6Tasavvuf Müziği

NevbeTasavvuf Müziği

Darbuka7Oyun havaları

4) Fırınlanmışlar 

Cam BardaklarOyun Müziği

KâselerOyun Müziği

FincanlarOyun Müziği

B.Nefesli Sazlar

1) Dilliler

ZurnaAskeri ve Halk Müziği

MeyHalk Müziği

KavalHalk Müziği

TulumHalk Müziği

SipsiHalk Müziği

ÇifteHalk Müziği

ArğulHalk Müziği

DüdükHalk Müziği

2) Dilsizler

NefirAskeri Müzik

KavalHalk Müziği

NeyKlâsik ve Tasavvuf Müziği

GiriftKlâsik Müzik

MiskalKlâsik Müzik

PîşeKlâsik Müzik

MûKlâsik Müzik

Kara kamışKlâsik Müzik

KomuzOyun Müziği

GarmonMızıka ve Oyun Müziği

Hokkabaz BorusuEğlence Müziği

MizmarKlâsik Müzik

C. Telli Sazlar 

1) Yaylılar

IklığHalk Müziği

Sînekeman8Klâsik Müzik

KemanKlâsik Müzik

RebabTasavvuf Müziği

Klâsik KemençeKlâsik Müzik

Karadeniz KemençesiHalk Müziği

Ağaç KemaneHalk Müziği

Yaylı TanburKlâsik Müzik

Kabak KemaneHalk Müziği

2)Mızraplılar

KopuzAskeri ve Halk Müziği

Kolca KopuzHalk Müziği

LâvtaOyun Müziği

Çeng ( Mugni)Klasik Müzik

TanburKlasik Müzik

UdKlâsik ve halk Müziği

KanunKlâsik ve halk Müziği

SanturKlâsik Müzik

Saz Ailesi

CuraHalk Müziği

Cura-BağlamaHalk Müziği

BağlamaHalk Müziği

TanburaHalk Müziği

Dîvan (Meydan) sazı

Halk Müziği

Tar Ailesi 

DombraHalk Müziği

DotarHalk Müziği

SetarHalk Müziği

Asya Türkleri Müziği Çalgıları 

Balaban (MEY)Halk Müziği

GubuzHalk Müziği

KorayHalk Müziği

SıbızgıHalk Müziği

MazharHalk Müziği

GıçekHalk Müziği

KılkopuzHalk Müziği

RubabHalk Müziği

NayHalk Müziği

KemençaHalk Müziği

Hazırlayan : Ali TUTAN

 

Dipnotlar 
(1) Çalgı : Farsça anlamdaşı sâz dışında. diğer bütün dillerde çalgı'nın karşılıgı mûsikî aleti demek olan iki kelimeden meydana gelir ( İng.,."musical instrument, Ar.,."el-alet el-musiqi.") vs. 'Çalgı aleti' demek bu yüzden yanlıştır: saz'ın ise Farsça'da, çalgı dışında birçok degişik anlamı vardır.

 

(2) Tanburi İsak'ın ögrencisi Zeki Mehmed Ağa'nın, hacca gitmeden önce vedalaşmak üzere gittiği İstanbul kadısı ve Anadolu kazaskeri müderris Ârif Ef.'den, ''Hacca gidiyorum. orada saza tövbe edeceğim ve bir daha çalmayacağım'' demesi üzerine, ''Çal evladım çal. Arafat'ta bile çal'' cevabını aldığı anekdotu ünlüdür.

 

(3) Köçekçe-Tavşanca: köçekçe,bu tür eserler kıvrak nağme ve usûllerle düğün ve eğlence alemlerinde çalıp oynamak maksadı ile bestelenmiştir. Köçekçelerin saz bölümlerinde yapılan aranağme yada taksimlere tavşanca adı verilirdi. 

 

(4) Bkz. H.G.Farmer. Turkish Instruments of Music... (önsöz)  Longwood Press, Portland (ABD) 1976.

 

(5) Dâire (Klâsik Müzik), bugün klâsik Müzik ve koro konserlerde, kudüm ile kullanılması gereken âlet budur.

 

(6) Bendir (Tasavvuf Müziği), sadece tasavvuf müziğinde kullanılır. dindışı müzikte kullanılması büyük hatadır.

 

(7) Darbuka (Oyun Havaları), Dümbek ve dümbelek yankısözleri de kullanılır.

 

(8) Sînekeman (-1- Violin d'amour; 2-Fr.,Viole d'amour; it.,Viole d'amore; al., Liebesgeige.)  Adın "sîne" kısmı mecazen aşığın bağrı anlamı ile beraber göğüse dayanarak tutulduğundandır.

 

Kaynaklar :

- Gazimihal, Mahmut Ragıp., Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1961

- Karadeniz, M.Ekrem.,Türk Mûsikîsinin Nazariye ve Esasları,  T.İş Bankası Kültür Yayınları,

- Güvenç, Rahmi Oruç., Türk Mûsikîsi Tarihi ve Türk Tedavi Mûsikîsi, s.6-9

- Tanrıkorur, Cinuçen., Osmanlı Mûsikîsi, (Yayınlanmadı), s.32-35

- Yektâ Bey, Râuf., Türk Mûsikîsi, Pan Yayıncılık İst.1985, s.84-95

www.turkmusikisi.com 

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK LÜTİYELERİ

Tokyo kongresinde sunulan tebliğ 

Etem Rûhi Üngör 

55 yıllık aktif musiki hayatımda başlıca iki konu üzerine yoğunlaştım. Bibliyografya ve Organoloji.
Bunlardan Organoloji yani çalgı bilim; bu Kongrenin konusuna girmektedir. Bu Organoloji çalışmalarımda önce, bütün Türkiye'yi 12 yıl zaman içinde 20.796 Km. + 930 Mil katederek Türk Halk çalgılarım inceledim ve derlediğim çalgıları koleksiyonuma kattım. 1977'de tamamlanan Türk çalgıları koleksiyonum bugün 600 parçaya ulaşmıştır.
Bu konuda diğer çalışmalarım; dış ülkelerdeki çalgı müzelerin! bizzat görmek veya kataloglarım ve çalgı kitaplarım incelemek olmuştur. Böylece şu hükme varmış bulunuyorum:
"Türk çalgıları dünyanın en zengin çeşitliliğini haizdir."
Bu sonuçtan organoloji aleminin maalesef haberi yoktur. O kadar ki dünya çalgı kitaplarının çoğunda Türk çalgılanndan en küçük bahis bile olmadığı gibi dünyanın en zengin çalgı müzesi olan Brüksel çalgı müzesinde dahi bir tek Türk çalgısı yoktur(l)
Çalgıları zengin olan bir milletin elbette ki Lütiyeleri de o nisbette fazla olacaktır. Ancak, maalesef bu durum bugün aydınlığa kavuşturulamamıştır. Biz Türklerin maalesef, yapmak kadar yazmak adetimiz yoktur. Yani yaptıklarımızı hiç yazmamışızdır.İşte bu duruma göre Türk çalgılarım ancak Osmanlı öncesi Selçuklu devrinden tanımaktayız. Bugün elimizde Selçuklu devrinden (XIII. yy.) kalma Tunç'tan yapılma bir çift KÖS bulunmaktadır. (2) Ki bu Kös'ü yapan Lütiye bilinmemektedir.
Elimizdeki yazılı kaynaklardan Abdülkadir Meragi (1360-1435)'den itibaren çalgı isimleri ve kısa açıklamalarına  rastlanmaktadır.
Daha sonda Şükrullah (1388-1470), Hızır Ağa (? - 1760 ? ), Hünername (XVI. yy.) ve Evliya Çelebi (1611-1683)'de çalgı konulanına rastlanmakta ise de bunların hiç birinde Lütiyelerden bahis yoktur. (3)
Ne yazık ki bugüne kadar Türk musikisinde Lütiyeler konuşu ciddi olarak ele alınmamıştır. Ve ilk defa eldeki sınırlı bilgiler İşığında bu konu bu kongrede ele alınmaktadır.
Geride bıraktığımız XX. yy.' in ilk çeyreğine kadar Türkiye' de Lütiyelik "Usta-Çırak" öğretim yolu ile süregelmiştir. Ancak, Cumhuriyet'ten (1923) itibaren açılmaya başlanan Konservatuarlarda ve bazı sanat okullarında Lütiye yetiştirilmeye başlanmıştır. Şu anTürkiye' de hem eski gelenek olan Usta-Çırak öğrenimi ve hem de okul öğrenimi ile Lütiye yetişmektedir.

Bu tebliğimde sunacağım Lütiye biyografilerinde geçmişten günümüze, Lütiye çalışmalarının şu üç şekli görülmektedir :

a) Çalgının tamamı Lütiyenin elinden çıkmaktadır.

b) Çalgının bir kısmı bizzat Lütiye tarafından yapılmakta ve bazı parçaları da başka ustalara yaptırılmaktadır.

c) Bir firma, çeşitli ve bilinmeyen (zamanla da değişebilen) ustalara yaptırılan çalgılar o firmanın etiketi ile satışa sunulmaktadır ki bunlar genellikle "sıra işi" tabir edilen çalgılar olmaktadır. Çalgı yapımında standardizasyon, değil bizde, başka ülkelerde dahi tam anlamı ile uygulanmamıştır. Dünyanın en yaygın çalgısı olan Kemanda dahi Lütiyeden Lütiyeye mili metrik de olsa farklılıklar görülmektedir. Çalgı yapımında birinci amaç iyi ses elde etme olduğuna göre Lütiye elbette ki onu arayışta az da olsa bazı farklılıklara yönelecektir.

Batı musikisi eğitimi üzerine kurulan ve bu çok eski kuruluş geçmişine dayanan Ankara Devlet Konservatuarı'nda kuruluş yıllarmdan (1936) hemen sonda batı musikisi çalgıları tamir ve yapım Lütiye.bölümü de faaliyete geçmiştir. Bundan çok yıllar sonda kurulan İTÜ "Türk Musikisi Konservatuarı"nda yine kuruluş yıllarından itibaren bir çalgı yapım bölümü faaliyete geçirilmiştir. Buradan yetişenlerden bilhassa Türk çalgıları Lütiyeleri piyasadaki Lütiyelerin seviyesine henüz ulaşamamıştır. Memnuniyetle belirtebiliriz ki bugün hem her tür çalgı üzerine eski Lütiyeleri aratmayacak sanatkarlar yetişmiştir.

(1) 1977 yılında, 100. Kuruluş yıldönümü davetlisi olarak bu müzeye gittiğimde onlara hediye olarak l ney ve l de Çifte olmak üzere 2 Türk Çalgısı hediye etmiştim. Çalgı kitaplarına. Curt Sachs'ın 505 sayfalık "The history ofMUSICAL Instruments" kitabı da dahildir.

(2) Son yıllarda (1932 öncesi) Diyarbakır'da bulunan bir çift Selçuk Kös'ü ilk defa E. R. Üngör tarafından yapılan "Türk Çalgılan/Turkish Musical Instruments 1985" Takviminde yayınlanmıştır. Yılı: XIII. yy başı Madeni: Tunç (derişiz) Çap: 49 cm. Yükseklik: 65 cm. Bulunduğu yer: Türk-İslam Eserleri Müzesi (İstanbul)

(3) Bkz: Etem Ruhi Üngör, "Osmanlı", Ankara 1999, C.10, s. 572-583, Yeni Türkiye yay. "Osmanlıda Türk Musikisi ve Çalgıları"

Lütiye (Fr. Luthier) : Lâğuta yapıcı; saz yapıcısı. (Mûsikî sazları -çalgıları-  imal eden kişi.)

KOSTÎ VENTURA (1810 ? - ?)

Rum asıllı olup elimizde bulunan sanatlı yapılı bir Lavta'sından başka hiç bir bilgi yoktur. Sapı fildişi ve sırtı siyah zemin üzerine beyaz dalgalı fletolarla süslü bu Lavta'yı Sultan Abdülaziz kullanmış olup torunu Gevherîn Sultan tarafından E. R. Üngör koleksiyonuna hediye edimiştir. Etiketi: Rumca yazılı, "Kosti Ventura, Mart 1840"

MAHMUD USTA (1830 ? - ? )

En eski Lütiyemiz olarak bilinen Mahmud Usta'nın kesin doğum ve ölüm tarihleri bilinmediği gibi elimizde fotoğrafı dahi yoktur. Sadece kendisi gibi Kanun yapımında ünlü Emin Ustayı yetiştirdiği bilinmektedir.Yaptığı kanunlardan zamanımıza intikal edenlerden kendisinin çok iyi bir usta olduğu anlaşılmaktadır. Kanunlarının en belirgin tanınma özelliği, burgu tahtası kenarlarının dalgalı oluşudur. Haluk Güneyli, Emin yapılarının diğer özelliklerini şöyle açıklamaktadır:
"Burgu tahtası kenarları dalgalı venihayetinde yaprak şeklinde bir oyma bulunmaktadır. Burgu tahtasının dip tarafında oyma küçücük bir kubbe şeklindedir. Göğüs kafeslerinde ilk zamanlar ufak kafesli, sonda güllü motiflerle oyma kafesler yapmıştır. Kanunlarımn genişliği Emin Kanunlarına nazaran daha kaimdir (4,5 cm. kadar) "Zenne" tabir edilen kadınların kullanabileceği küçük Kanunlar da yapmıştır. Mahmud ustaya ait gördüğüm en eski Kanun 1869 tarihim taşımakta idi."
Kanunlara "mandal" uygulaması XIX. yy. sonlarında olduğuna göre gerek Mahmut usta gerek Emin usta ve daha sondaki Kanun yapıcılarının ilk yaptıkları Kanunlarda burgu tahtasına paralel uzanan göğüs fletoları mandal tahtası altında kalmaktadır. Böyle mandal tahtası altında kalmış fletolu kanunlar en eski yapılardır.

BARON BARONAK (1834-1900)

Başlıca kemence olmak üzere Tanbur, Ud ve Lavta da yapmıştır. Ermeni asıllıdır. İstanbul'un Samatya semtinde doğmuştur. Hayata dülger olarak başlamış sonra doğramacılık ve daha sonra da Lütiyelik yapmıştır. Sultan Aziz devrimde (1861-1876) sarayda "Saz usta başılığı" yaptığı da rivayet edilmiştir. Bilhassa Kemence üzerindeki yapım ustalığı kendisinden sondaki Lütiyeleri de etkilemiştir. Son devrin ünlü ve değerli Lütiye'lerin den Haldun Menemencioğlu (1912-1972) "Kemence hakkında Etüd" yazısında şöyle demektedir: "Tamir için elimden geçen Baron Kemençelerinin hepsinde tarih bulamadım. Ezcümle Cemil merhumun "Andelib" ismim verdiği Kemence de bu meyandadır. Ancak, rahmetli Kemal Niyazi Seyhun'a ait koyu renkli sarı ardıçtan mamul fildişi ve bağ işlemeli Kemençede de 1891, Ruşen Ferid Kam'a ait bir Baron'da da 1900, halen bende olan teknesinin dışı fildişi ile kaplı keza, Baron yapışı bir kemençede de 1889 tarihim tesbit etmiş bulunuyorum. Diğer Baron Kemençelerde tarih olmadığım gördüm. Kapağın içinde kurşun kalemle yazılmış yalnız imza vardı." 

Günümüze kalan "Baron" Kemençeleri sahipleri

3 Ruşen Ferit Kam

3 Haldun Menemencioğlu

3 Fahire Fersan

2 Cüneyt Orhon

2 Gevherin Osmanoğlu

l Galata Mevlevihanesi

l Nihat Doğu

l Paraşko Leondaridis

l Hilmi Rit

l Kemal Niyazi Seyhun veresesi 

l Suphi Ziya Özbekkan veresesi 

l Naime Mesut Cemil 

l Etem Ruhi Üngör 

l Tokai Üniversitesi

EMİN USTA (1840? - ? )

Emin ustanın doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmiyor. Mahmud ustanın çırağı olup Kanundan başka çalgı yapıp yapmadığı da bilinmiyor. Ustalık bakımından ustasını geçtiği kabul edilir. Yaptığı kanunlarda gerek ses ve gerekse işçilik yönünden gösterdiği ustalık her türlü takdirin fevkindedir. Opus No. 146 kanunumun küçük bir operasyon için içini açan H. Menemencioğlu, Emin ustanın aletteki iç işçiliğin! çok övmüştür. Hatta bu konuda bir yazı kaleme almaya niyet etmiş ise de ömrü vefa etmemiştir. Emin usta yaptığı Kanunlara opus numarası koymakla belki ilk çığırı açan Türk Lütiyesidir.Emin kanunlarının belirli vasıfları; göğüs motiflerindeki gül desenli kabartmalardır. Burgu tahtasının alt ucundaki kıvrım yerinde de çok belirli ve çok kabarık bir şekilde yine gül motifi görülür. Tel takma tahtasının oyuk kısmı içine ve tam orta yerine (Soğuk damga olarak) iki yıldız arasına opus numarası koymuştur. Bu tel takma tahtasının kapağı içine yine tam orta yerine soğuk damga olarak opus numarası ve sağ tarafa da gömme olarak eski harfli "Emin" yazışı koymuştur. Deri altı tahta kısma da yapılış tarihi (Rumi olarak) koymuştur. Bazı kanunların ön fleto kısmına (en dar kısım) eski harflerle "Eseri Emin" yazmıştır. Emin usta da; ustası gibi burgu tahtasını ondüleli yani dalgalı yapmıştır. 

AZİZ MAHMUT EFENDİ

Edirne'de doğan Aziz Mahmut Ef. kırk yasma kadar orada çalgı yapımı ile uğraştıktan sonra 1881 yılında İstanbul'a gelerek o zamanki Maliye Nezareti karşısında (Şimdi Beyazıt Polis merkezi sırasında) bir dükkan açarak çalgı yapımım devam ettirmiştir. Daha ziyade Tanbur yapımıyla ün kazanmıştır.

MANOL (EMMANUİL VENYOS) (1845-1915)

İstanbul Ortaköy'de doğmuştur. Rum asıllıdır, ilk mesleği mobilya cilacıhğıdır. Daha sonra doğramacılık yapmış ve sonradan çalgı yapımma başlamıştır (1870). Dükkanı Beyoğlu İstiklal caddesinde idi. Özellikle ud yapımında kazandığı ün günümüze kadar süregelmiştir. Lavta da yapmıştır. En seçkin çırakları olarak Bahriyeli Mustafa ve Victor De Kavalla bilinmektedir. Manol Udları Udiler arasında hala değerim sürdürmektedir. Manol Ud yapısmm en belirgin görünüş özelliği sırt fletolarında kullandığı ince ve birbirine bitişik sarısiyah fletolardır. Manol udlarının sırt fletoları genellikle 19 veya 21 parçalıdır. Bu fletolarda maun ağacı kullanmıştır.

Yazar Sermet Muhtar Alus (1887-1952), 28. 9. 1947 tarihi Akşam gazetesinde aynen şöyle yazıyor: "Galata'da tramvay caddesinde, yüz yıllık işkembecinin iki üç kapı berisinde küçük bir dükkandaymış. Ben pek çocuktum hatırlamıyorum... Udlarının en ucuzu 5 adet sarı lira, nakışlıları 8-10 lira." İstanbulda ölmüştür. 

Ud etiketleri: Manoliden inşa olunmuştur. Galata Sandıkçılar Cd. No. 168. 1907 

Zenne Lavta etiketi: Emmanuü Venyos Deraliyyede Galata. Sandıkçılar 168 numaralı. 1876 

Zenne Ud etiketi: Manoliden inşa olunmuştur. Der-âliyyede Galata Sandıkçılar caddesi No: 168. 1915

UZUNYAN ARTIN (HARUTYUN) (1845? - ?)

İstanbul'da doğmuştur. Ermeni asıllıdır. Daha ziyade kanun ve tanbur yapımı île ün kazanmıştır. Ud da yapmıştır. Uzunyan Artin, Kanunlarına belirli bir yazı ve işaret koymamıştır. Göğüs kafeslerinin kendinden oymalı oluşundan ve kenar motiflerinin özelliğinden tanınabilir. 
Ud etiketi: Artin ve Ohannes Uzunyan Uzunçarşı, Hicri 1291-1292 (1875) 
(Tanburi Cemil'in kullandığı Tanburun etiketi): Artin Vahe Uzunyan ve Ohannes biraderler Uzunçarşı No 318, Sene 305 (1889)

MİÇO (1855-1919)

"Kulekapılı Miço" adıyla anılan Miço usta İstanbul'da Kulekapısında) dünyaya gelmiştir. Rum asıllıdır. 12 yaşlannda iken akrabalarım ziyaret maksadıyla Köstence'ye gitmiş ve orada santur yapmayı öğrenmiştir. Başta Osmanlı sarayma olmak üzere bir çok Santur yapmış ve İstanbul'da ölmüştür. İstanbul Şehir Rehberi ve haritalarmda Kulekapısı isimli bir semte rastlanamamıştır. Muhtemelen Yedikule kapısı veya Sulukule kapışı olmalıdır.

MİHRAN KERESTECİYAN (1865-1940)

Niğde'de doğmuştur. Ermeni asıllıdır. İlk mesleği demiryolu gardöfrenliğidir. Otuz yasma kadar bu meslekte çalıştıktan sonda İstanbul'a gelerek Beyazıt'ta Çadırcılar içinde marangozluğa başlamıştır. Yine Beyazıt'ta dükkanı bulunan Lütiye Aziz Mehmet Ef.'den Lütiyeliği öğrenmiş ve başta Ud olmak üzere Kemence, Santur ve Keman da yapmıştır. Istanbulda Kadıköyü'nde ölmüştür.

İZMİTLİ (1870? - ? )

"Küçük İzmitli" diye anılan bu Lütiye Rum asıllı olup asıl adı bilinmediği gibi kesin doğum, ölüm tarihleri ve yeri dahi bilinmemektedir. Elde mevcut 8 kemençeden onun en iyi bir kemence Lütiyesi olduğu kabul edilmektedir. Zamanımızın ünlü Lütiyesi Haldun Menemencioğlu (1912-1972) onun kemence ölçülerini diğer bir kemence ustası olan Baron'un yapıları ile mukayeseli olarak şöyle tesbit etmiştir: 

 

Baron  

İzmitli      

Boy

 410   

410 

En

 145     

250 

Sap kalınlığı   

31   

  27 

Tekne derinliği                

35         

27 

Göğüs delikleri 

Büyükçe 

Daha küçük

Yapı

Kaba veihmalkar

İtinalı ve  zarif 

 Kapak kalınlığı 

6-7

5-6 

Kapak vaziyeti

Düze yakın

Hafif bombeli 

Günümüze kalan "İzmitli" Kemençeleri sahipleri 

l Ruşen Ferit Kam

l Ekrem Erdoğru

l Kamuran Erdoğru

l Nihat Doğu

l Kemal Niyazi Seyhun veresesi

l Turgut Alporal

l ihsan Özgen

l Etem Ruhi Üngör 

KAPUDAĞLI İLYA (KANAKİS) (1870-1930)

Bandırma'ya bağlı Kapudağ'da doğmuştur. Rum asılıdır. Önce Mandolin ve Gitar yaparak başlamış ve sonra 25 yaşlarında İstanbul'a gelerek Kapalıçarşı'da dükkan açmış ve o zamanın en yaygın çalgısı olan Ud yapımına başlamıştır ayrıca Lavta da yapmıştır. Beyaz zemin üzerine baskılı, fotoğraflı etiket kullanmıştır. Etiketlerine opus numarası da yazmıştır. 1930'da Selanik'te ölmüştür. 

Ud etiketi: Düyünumumiye karşısında Çiftesaraylar karşısında No. 55 (UdNo. 718)1912

MEHMET USTA (1870? - ? )

Kastamonu'da doğmuştur. Kesin olarak doğum ve ölüm tarihleri de bilinmiyor. Çevresinde marangozluk işleriyle uğraşmakta iken bir tesadüfle eline geçen piyano imal katalogu ilgisini çekmiştir. Yabancı dildeki açıklama bölümlerim Türkçe'ye çevirterek Piyanoyu imale karar verir, yılmadan bıkmadan çalışır ve başarır. Devir II. Abdülhamid devri (1876-1909)'dir. Kastamonu'da zamanın vahşi Enis (veya Esat) Paşa durumu Saraya bildirir. Sanatkar padişah bu sanat olayıyla hayli ilgilenir Mehmet Usta'yı ailesi ve Piyanosu ile birlikte Saraya aldırır. Mehmet usta yıldız Sarayı'ndaki atölyesinde çalışmalarına başlar. Zamanla bir kaç Piyano yapar. Sonradan sedefli ve fildişi süslemeli piyanolar da yapar. Bunlardan biri o sıralarda İstanbul'a davetli olarak gelen Alman imparatoru II. Wühelm'e hediye edilir.Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilişinden sonda "Piyanocu Mehmet Usta" memleketi olan Kastamonu'ya dönmek zorunda kalıyor. Son zamanlarında Kastamonu Sanat Mektebi'nde atölye şefi olarak görev yapmıştır. Böylece anlaşılıyor ki ilk Türk yapımı Piyano Ankara'da değil Kastomonu'da yapılmıştır. 

NİHAD İHVAN (1870? - ? )

Şam'ın Osmanlı imparatorluğuna bağlı olduğu yıllarda ud yapımcılarının bir hayli fazla olduğu bu şehrimizde en ünlü Lütiyelerden biri. Udlarına opus numarası koymuştur. Göğüs kafesi fildişi oymalı 6 köşeli çiçek desenli yıldız, orta yerinde: "Nihad ihvan, 19011881" yazılıdır. Aynı tip iki Ud'dan biri Şerif Muhiddin Targan'da diğeri E. R. Üngör'de (116 opus numaralı) dır. 
Ud etiketi: Nihad İhvan Damas, 31 temmuz 1901 No. 116 (Fotoğraflı)

KOSTİ KARAGÖZ (1870? - ?) 

Ud etiketi: Uzunçarşı basında Mercan Karakolu karşısı, 1901

KİRKOR KAHYAYAN (1875-1933)

İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Ermeni asıllıdır. Babasının mesleği olan doğramacılıkla işe başladıktan sonra Ud yapımına başlamıştır, İstanbul Mercan Çakmakçılarbaşı'ndaki dükkanında Ud yapımım sürdürmüştür. Yetiştirdiği Lütiyelerden en ünlüleri Onnik Garipyan (Küçüküner) ve Levon Boğosyan Gözenoğlu'dur. K. Kahyayan Üsküdar Fıstıkağacı'nda otururdu. Jirayir adında bir oğlu ve Efil adlı bir kızı vardır.

VASİL (1875-1915)

İstanbul'da doğmuştur. Rum asıllıdır. Ustası Baron'dur. Ud, Lavta, Kemence ve Tanbur yapmıştır. Özellikle Tanburlan çok değer kazanmıştır. Beyaz zemin üzerine baskılı etiket kullanmıştır. İstanbul'da ölmüştür.

HASKÖYLÜ (Mıgırdıç) (1875? - ?)

İstanbul'da Hasköy'de doğmuştur. Ermeni asılllı Kanun ve Ud yapıcısıdır. Özellikle Kanunları ile ünlüdür. Bazı Kanunlarına işaret olarak burgu tahtasının en üst kısımına Ermenice harflerle gömme olarak "Mıgırdıç" yazışı koymuş ise de bazı kanunlarına (muhtemelen daha eski yapılara) bu işaret yazışım koymamıştır. 
Ud etiketi: Mıgırdıç Hasköylü Uzunçarşıbaşı, 1905 
Ud etiketi: Mıgırdıçtan inşa olunmuştur. Uzunçarşıbaşında No....., 1907 (Altta Ermenice yazı) 

ZERON ÇAKICIYAN (1875? - ?) 

Biyografisi bilinmiyor. Kemence sanatkarı Kaamuran Erdoğru'da bulunan bir kemençede 1905 tarihi ve bu isim yazılıdır.

SELİM KUTMANÎ (1876-1942)

Türk mûsikîsi nota yayıncılığında en önde gelen Kutmanî kardeşlerin Selim, Tevfik, İskender'in en büyüğü olup diğer kardeşlerden önce İstanbul Beyazıt'a gelip Maliye karşısı no. 139 dükkanda nota yayınına başlamış ve bu arada da başta Ud olmak üzere çeşitli çalgılar imal ettirip firma etiketi ile satışasürmüştür.

GARABET MÎKAİLYAN (1876? - ?) 

Ud etiketi: Garabet Mikailyan Mayıs 1906

TEVFÎK KUTMANÎ (1880? - ?)

Şamlı Kutmanî kardeşlerin ortancası olan Tevfik Kutmani de Beyazıt Vezneciler No. 51'de "Alatı Mûsikîye Magazası" adlı işyerinde nota yayınları ile birlikte firma etiketi ile başta Ud ve diğer Türk Mûsikîsi çalgıları imal ettirerek satış yapmıştır. 
Ud etiketi: Udçu Tevfik Beyazıt Sultanhamam Sokak No. 2 1320 (1902/1903)

ARSAK ÇÖMLEKÇİYAN (1880-1930)

İstanbul'da doğmuştur. Ermeni asıllıdır. Udi olup ünlü Kemani Nubar Tekyay'ın babasıdır. Beyazıt Mercan Uzunçarşıbaşı'nda Caferiye hanındaki işyerinde nota yayıncılığma başlangıç tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak yayınladığı 13 adet fasıl fasikülündeki 9 numaralı Suzinak faslında bulunan 1922 tarihi nazara almdığında yayın başlangıcının 1910'lara kadar uzandığı tahmin edilebilir.Çömlekçiyan nota yayıncılığı ile birlikte Ud imal ettirerek firması adına satış da yapmıştır. İstanbulda ölmüştür. 

Tahminen yüzyılımızın başlarında yaşamış Ud yapımcılarının, günümüz Lütiyelerinden Teoman Kaya tarafından tesbit edilmiş olan tarihsiz Ud etiketleri kayıtları."

Konyalı Viçen, Kadıköy

Veznecilerde Meşher-i Mûsikî Udi Sami ve Şeriki Alet Edevat Mûsikî Magazası

Leonidas Yorgo Slancatis: Darüs-saade Nişancada Kumrulu Mescit No.19 İst.

Topkapılı Kostantin

S. Hristides ve T. Trupenyan Babıali No. 80

Selahattin Usta Ayasofya No. 57 İst.

Muhammed Memduh Kocamustafa paşa No. 336 İst.

Udi Manolzade Leon İncesaz imalathanesi Hernevi alatı mûsikîye ve fürühat tamir olunur. Şehzadebaşı Vezneciler

Udcu Artin Hatun Selamet Pasajı No. 10 Bodrum kat Osmanbey İst.

Muhammet Halil

Muhammet (Selanik'te yapılmıştır.)

Genç Hammas Esbep Agopyan Tokat

H. Ohanyan, Çarşıkapı Işıklı Han kat 2 İst. 

İhvan Nihat, Şam 1900

Selim Hubbi, Şam 1900

Anton Tabbah, Halep 1901

Garabet Bedrosyan, Şam 1902

ZEYNEL ABIDÎN CÜMBÜŞ (1881-1947)

Usküp'te doğmuştur, ilk mektebi Usküp'te okuduktan sonda Askerî Rüştiyeyi bitirmiştir.Tophane fabrikalarmda uzun zaman ustalık etmiş daha sonra izmir'de Beyler sokağında dükkan açarak çalgı imaline başlamıştır.İşini İstanbul'a naklettikten sonra Ud benzeri ve alüminyum gövdeli "Cümbüş" adım verdiği çalgıyı imal etmiştir (1929). Madenî ve gür sesli bu çalgı Türk mûsikîsinin diğer çalgıları ile ses uyumu sağlıyamadığmdan sanat çevrelerinde tutulmamasına rağmen piyasa mûsikîsinde özellikle sahne ve gazinolarda çok yayılmış ve tutulmuştur. İlk yapım Cümbüşlerden birini Atatürk'e, birini de İran Şahı Rıza Pehlevi'ye hediye etmiştir. Cümbüş ile katıldığı Prag ve Kahire sergilerinde ödül kazanmıştır. Bu icadını Cumhurbaşkanlığı Mûsikî Heyeti Şefliğine de bildirmiştir. Heyetin şefi Zeki Bey (Üngör)'in verdiği rapor mûsikî tarihimiz bakımından son derece ilginçtir. Yıllarca Türk mûsikîsi hakkında olumsuz girişim de bulunan Zeki beyin sanat anlayışını bu rapor çok açık ortaya koymaktadır:
"RİYASETİ CUMHUR MUSİKÎ HEYETİ ŞEFLİĞİ
Memleketimizde senelerce devam eden sa'yü gayretile maruf mûsikî san'atkarlarmızdan Zeynel Abidin Beyin bu defa alemi medeniyetle vücude getirmiş olduğu yeni ve (Cünbüş mûsikî aleti) namındaki aletin üzerinde sapları değiştirilmek suretiyle garp mûsikîsi aleti olan kitare, mandolin ve banco hakiki sadâlarına faik olarak vazife ifa ettiği bit'tetkik anlaşılmıştır. Şark mûsikîsine ait ut, tanbur ve coşkun gib aletlerin keza saplar değiştirilmek suretiyle bir gövde üzerinde umum sazların kendilerine mahsus sodalarım bu fennî alet daha müsait suretle inkıtasız ahenktar olarak işittirmektedir. Şayanı takdir ve tebrik olarak bu sanatkar TÜRK üstadımızın yapmış olduğu kemanları da Avrupa kemanlarına müsavi derecede olup usanmaz mesaisiyle istikbalde daha fevkaladelerini vücude getirmek kudretinde olduğu bu kemanınnda ince muayenelerden geçirilmek suretile anlaşıldığım mübeyyin rapordur. 27/1/1930, R. M. H., Şef, ZEKÎ" 
Firma sonradan Cümbüş tanbur ve Cümbüş yaylı tanbur da yapmıştır. Zeynel Abidin Cümbüş'ün bugün hayatta olmayan Fethi (1906) ve Cemal (1912) adlı iki oğlu olmuştur. Kurduğu firma bugün İstanbul Atatürk Bulvarı'nda torunu Naci Cümbüş tarafından devam ettirilmektedir.

HAMZA (1884-1915)

Hamza usta Kütahya Tavşanlı'da doğmuştur. Bağlama ustası olan babası Ali ustadan bağlama tipi çalgıları yapmayı öğrenmiş ve babasının ölümünden sonra îstanbul'a gelerek zamanın ünlü ud ustası Manol ile tanışmış ve ondan da ud yapımım öğrenerek Çemberlitaş civarında açtığı dükkanında ud yapımına başlamıştır. Beğenilen udlarında Manol yapımı etkileri görülmüştür, İstanbul'da vefat etmiştir. 

Ud etiketi: Mekteb-i Sanayi mezunu Hamza usta, 1926, İstanbul

ARSAK KÖSEYAN (1884? - ?) 

Ud etiketi: Arsak Köseyan Uzunçarşıbaşında No. 400,1915

SEREZLÎ GALİP (1884? - ?) 

Ud etiketi: Serezli Galip Selanikte Sırrıpaşa Cd. Hacı sokak, 1331

KARABET KASRIBİTTAZOĞLU(1881?-?) 

Ud etiketi: Karabet Kasrıbittazoğlu 2 Mayıs 1330

MURAT (Sümbül) USTA (1884-1960)

Kadıköyü'nde meşhur Murat usta Üsküdar' da dünyaya gelmiştir. Ustası, Manol'un kalfası Üsküdarlı Mustafa ustadır. Ud yapmakla mesleğe başlayan Murat usta pek çok çeşitli çalgılar yapmıştır. Bunlardan Tanbur, Lavta, Keman, Kemence, Viyola, Çello, Viyolonsel ve hatta Mandolin sayılabilir. H. Sadettin Arel'in tasarımladığı (dizayn ettiği) "Kemence Beşlemesi"ni de Murat usta yapmıştır. (Bkz.: H. S. Arel "Kemence Beşlemesi". Mûsikî Mecmuası, No. 6, Ağ. 1948) İstanbul'da vefat etmiştir. 
Ud etiketleri:
1- Mehmet Murat Sümbüloğlu Altıyol Tramvay durağı Kadıköy (El yazısı ile)
2- Kadıköyünde Altıyol ağzında çalgıcı Murat ustanın imalidir. 2/1/1932 (Diğer çalgılanna kurşun kalemle el yazışı büyük harfle M harfi yazmıştır.)

ÜSKÜDARLI MUSTAFA (1885-1935)

İzmir'de dünyaya gelmiştir. Yirmi yaşlarında İstanbula gelerek Manol'un yanına çırak girmiştir. Daha sonra Beyazıt Mercan Uzunçarşıbaşı'nda açtığı dükkanda başta Ud olmak üzere Tanbur ve Lavta da yapmış ise de Udları ile ün kazanmıştır. 
Ud etiketi: Üsküdarlı Mustafa Usta tarafından Darüssaadet İstanbul Uzunçarşıbaşında Hicri 1329

İSKENDER KUTMANİ (1886-?)

Şamlı Kutmani kardeşlerin ortancası olan iskender, ağabeyi Selim'den sonra o da, îstanbul'a gelerek Beyazıt'ta açtığı bir dükkanda Üniversite cd. No. 18 (Eski adres: Maliye karşısı No.18) önce nota yayımına ve onunla birlikte de Türk mûsikîsi çalgı aletlerinden başlıca Ud olmak üzere yaptırıp satmaya başlamıştır. Vefatından sonra, birlikte çalıştığı oğlu Ferit firmayı 1960'h yılların sonuna kadar aynı yerde devam ettirmiştir. 

ONNİK ZADURYAN (1888-1968)

Eskişehir'de doğmuştur. Ermeni asıllı nota yayıncısıdır. Camcılık da yaptığı için "Camcı Onnik" diye anılırdı. Beyazıt Maliye karşısı No. 22 adresinde "İstikamet Mûsikî Mağazası" adıyla açtığı işyerinde 1924 yılından itibaren nota yayıncığına başlamış ve daha sonra da firma adına Ud yaptırarak satışa sunmuştur. İstanbul'da ölmüştür. 

Ud etiketi: Onnik Zadurian (Alat-ı Mûsikîye Tamirat Mağazası) Beyazıt Maliye karşısında No. (137) 22 (fotoğraflı)

GALİP SÖZEN (1890? - ?)

Ud ve tanbur yapımcısı Her ne kadar "Ankaralı Galip usta" diye andırsa da doğum yeri Üsküdar'dır.

CEVDET KOZANOĞLU (1896-1986)

İstanbul Kasımpaşa'da doğmuştur. Henüz 11-12 yaşlarmda iken "Kasımpaşa Kulaksız Mûsikî Mektebi"nde Santuri Ziya Bey'den aldığı mûsikî derslerindeki gösterdiği başarı üzerine onu ud hocası Ali Selahi beye devretmiş ve böylece Ud öğrenmiştir. Askerliğini l. Dünya Savaşı sırasında (1915) "Sahra Topçu Mektebi"nde marangoz ustabaşısı olarak yaptıktan sonra çalgı yapımına başlamıştır. Ud, Tanbur, Kemencçe yapmıştır. Çeşitli lokal ve gazinolarda udi olarak çalıştıktan sonra ilk açılan ist. Büyük Postahane üzerindeki Radyo da (1926) daha sonra da Ankara Radyosu'nda uzun yıllar (1938-1954) udi ve yönetici olarak çalışmıştır. Ud yapımında yenilik olarak sırtları bombesiz, düz udlar yapmış ise de yaygınlık bulmamıştır. (Daha fazla bilgi için Bkz.: Cevdet Kozanoğlu, "Radyo Hatıralarım" Basıma Haz.: Dr. M. Nazmi Özalp)

LEVON BOĞOSYAN GÖZENOĞLU (1900-1979)

Diyarbakır'da doğmuştur. Ermeni asıllıdır. Ud ve keman yapmıştır. Dükkanı, Beyazıt Uzunçarşı cd. No.20. Lütiyeliği; babalığı Kirkor Kahya'dan öğrenmiştir.

ONNÎK GARİFYAN (KÜÇÜKÜNER) (1900-?)

Selanik'te doğmuştur. Ermeni asıllıdır. Önce ağabeyi Mıgırdıç'tan ud yapmayı öğrenmiş sonradan lütiyeliği Kirkor Kahya'dan öğrenmiştir. Beyazıt Mercan cd. Caferiye handaki atölyesinde Ud, Tanbur, Kanun'dan başka Keman, Gitar, Banço vs. gibi çalgılar da yapmıştır. Özellikle ud, tanbur ve kanunları çok değerli addedilmektedir. İstanbul'da ölmüştür.

BAHRİYELİ HACI BEY (1900?-?) 

Ud etiketi: Bahriyeli Hacı Bey, 1926

HAÇİK ARAMYAN (1900?-?) 

Ud etiketi: Haçik Aramyan Çarşıkapı Beyazıt cd. No. 103 İstanbul, 1927

UDÇU RIZA (1900?-?) 

Ud etiketi: Udçu Rıza mamulatı Aksaray Sineklibakkal şok. 8. 8.1926

MUSTAFA SAZER (1903?-1981)

Çanakkale Karabiga'da doğmuştur. Kayseri, Bursa gibi yerlerde bulunduktan sonra son olarak İzmit'te çalışmakta idi, Saime hanımla evliliğinden Sedat, Selma, Berna adalarında 4 evladı olmuştur. Kemence, Tanbur ve Ud yapıcısı idi.

ÖMER ÖZRUNA (1901-1977)

Rumeli'de Serez yakınlarındaki Demirlihisar'da doğmuştur. İstanbul'a geldikten sonra henüz çocuk yaşta iken, kendisinden 7 yaş büyük olan kayınbiraderi Rüştü (1894-1957) beyin çırak olarak çalıştığı Sahpazan'ndaki atölyeye o da çırak olarak girmiştir.. Atölye sahiplerinden Mehmet beyin 1916'da ve Hacı Aziz beyin de 1922'de vefatlarından sonda Beyazıt, Mercan Uzunçarşıbaşı no. 79'da eniştesi Rüştü bey ile birlikte nefesli çalgılar yapım ve tamir atölyesi kurmuşlardır. Burada her türlü bando aletleri imali, bakım ve tamirleri yanında perdesiz izci boruları tipinde çalgılar da imal etmişlerdir. Ömer Özruna, Rüştü beyin vefatından sonra da uzun müddet vefatına kadar bu dükkanda hem tamir işleri yapmış hem de bazı ithal çalgılar satışları yapmıştır.; Bu firmadan yetişenlerden Balkan göçmenlerinden Enver ve Zeki ustalar: Nuru Osmaniye Çarşıkapı cd. No. 15 dükkanda 1965-1989 yılları arasında hem nefesli sazlar tamiratı ve hem de ithal çalgı satışları yapmışlardır. Ömer Özruna İstanbul'da vefat etmiştir.
Firma:Ömer-Rüştü Özruna Uzunçarşıbaşı cd. No. 79 Mercan, Beyazıt 

MÎKAİL / MİKE ZİLCİYAN (1906-1978)

İstanbul'da doğmuştur. Ermeni asıllıdır. Dedesi Kerope tarafından Samatya'da kurulan atölyede zilciliği devam ettirmiş ve yaptığı ziller dünya çapında ün kazanmıştır. Bekar ve çocuksuz olarak İstanbul'da ölmüştür. M. Zilciyan'ın ölümün den sonda kalan aile efradı da Amerikaya göçtüğünden şimdi bu aile den kimse kalmamıştır. Etem Ruhi Üngör'ün Koleksiyonunda bulunan 30 cm. ve 50 cm. çaplı 2 adet zilin üzerlerinde gömme damga ile şu ibareler yer almaktadır : l cm. kadar büyüklükte bir ay-yıldız ve etrafım çevreler şekilde "Made in Turkey" yazışı, onun altında K. Zildjian ve onun da altında ZILDJIAN bulunlmaktadır. (daha geniş bilgi için Bkz.:)

1- Fuat Duyar, "Dünyaya îhraç Ettiğimiz Bir Meta: Bando Zili" Cumhuriyet (?), 5. 8.1953

2- Nuri Sami Koral, "Memleketimizin Dünyaca Şöhreti Olan Çalgısı: Zil, Havadis, 4. 9.1960

3- Nuri Sami Koral "Çalparalarımız" Mûsikî Mecmuası, no. 188, Ek, 1963

4- Ergun Çağatay, "Dünyanın En Ünlü Zilleri İstanbul'da Yapılıp ihraç Ediliyor" Cumhuriyet, (21. 4.1976)

ÖMER UYSAL (1909 - ?)

Kastomonu Cide'de doğmuştur. İstanbul Tahtakale'de ağaç tornacılık yapmakta iken 1949 yılından itibaren zurna ve kaval imaline başlamış ve kendisi ile işyerinde görüştüğüm 10. 7.1967 tarihine kadar 40 yıl içinde 70 bin kaval, 50 bin Zurna yaptığım beyan etmiştir. Çalmayı ve yapmayı kendi kendine öğrenmiştir. İstanbul'da vefat etmiştir.

HADİ EROĞLUER (1910 -1990)

İstanbul'da doğmuştur. Küçük yaşta Hamza ustanın yanına çırak olarak girmiş, lütiyeliği ustasından öğrenmiş ve Aksaray'da açtığı dükkanında da yanına aldığı oğlu Engin'i yetiştirmiştir. Daha sonra dükkanım Cerrahpaşa'ya nakletmiş ve o dükkanda çalıştığı sıralarda vefat etmiştir. Dükkanı on yıldan beri oğlu devam   ettirmektedir. Başlıca ud olmak üzere, tanbur, kanun, kemence vs. yapmıştır. Firma: Hadi  Engin Eroğluer Cerrahpaşa cd. Nakşi Sokak No. 23Aksaray-îstanbul  Tel: (0212) 589 19 39 - 586 19 54

KUMKAPILI ZİYA USTA (1910? - ?)

Tanbur ve Ud yapmakla tanınmıştır.0

AGAH ÎDEM (1910? - ?)

Kumkapı Nişanca Türkeli cd. Turakeş Sokak No. 2-1 dükkanında Ud ve Tanbur yapımı ile tanınmıştır. Firma: Kumkapı Nişanca Türkeli Cad. Turakeş Sokak No. 2-1 İSTANBUL

SÜLEYMAN SUAT SEZGİN (1910- ?)

Akşehir'de doğmuştur. Eskişehir" e yerleşerek 18 yaşında ud çalmaya başlamış ve 1950 yılında Mersinli Kemal ustadan çalgı yapımcılığım öğrenmiştir.Bağlama ve mandolin tipi çalgılar yapmıştır. Daha sonra; "Ahenk" adım verdiği Cümbüş tipi (fakat ağaçtan) çalgılar da yapmış ise de bu çalgılar yaygınlık bulmamıştır. Ahenk çalgısının tanıtımı hakkında Darülelhan' a yazdığı yazıya aldığı cevapta belirtilen birkaç husus dikkat çekicidir. Darülelhan Müdürlüğü "AHENK" tarafımızdan tedkik edilerek alaturkada bütün makamatı muhtevi ve kullanmağa elverişli olduğu anlaşılmıştır. Genç ve kudretli sanatkarlarımızdan Süleyman Suad bey tarafından icad edilen bu yeni mûsikî alatı mevcut çalgıların en ahenklisi ve en çok duygu ve ihtizaz yaratanıdır. En tatlı ve en çok kalbe dokunan seslerin ağaçtan mamul mûsikî alatlarında oldugunu göz önünde bulunduran san'atkar Ahengi ağaçtan yapmış olmakla beraber vücuda getirdiği yenilikler ve hususiyetler sayesinde bu zarif alette bir de çok müessir madeni ses çıldırmağa muvaffak olmuştur. Daha ilk yapılarım gördüğümüz bu çalgının atide büyük mevkisi olacağım beyan eder ve bu muvaffakiyetinden dolayı genç san'atkarı tebrik ederim. 141121 932 Darülelhan Müdür ve Müessisi Halim HÎLMÎ

MİTHAT ARMAN (1910 -1987)

Selanik'te doğmuştur. 5 yaşında iken ailece Samsun'a göç etmiştir. Babası Osmanlı ordusu paşalarmdandır. Küçük yaşlarda keman çalmaya heves etmiş ve keman öğrendikten sonra da keman yapımma yönelerek onda da başarılı olmuş ve Samsun' da bir atölye açmıştır. 1936 yılında Ankara'da açılan "Cumhuriyet Sergisi"ne yaptığı kemanlarla katılarak büyük ilgi toplamıştır. Hatta eserleriyle Atatürk'ün de dikkatim çekerek bir madalya ile ödüllendirilmiştir. Aynı yıl Ankara Devlet Konservatuarı'nda Alman Lütiye Heinz Sohafrat yönetiminde kurulan çalgı yapım atölyesine asistan olarak kabul edilmiş ve bu hoca yaranda 3 yıl çalıştıktan sonra 2. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine hocanın Almanya'ya dönüşünden sonra aynı atölyenin şefi olmuştur. Daha sonra aynı atölye konservatuarın yapım bölümü haline getirilmiştir. Bu bölümün ilk mezunlarından olan Bahri Yakut ve İbrahim Sakarya M. Arman' m yanında asistan olmuşlardır. Bir çok lütiye yetiştiren M. Arman'ın, bugün İTÜ Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuarı Enstrüman Yapım Bölümü Başkanı lütiye Cafer Açın da öğrencisidir. Nevmiye hanımla evlenen Arman'ın Şimşek adlı bir oğlu ve Yıldız adlı bir kızı vardır. Ankara'da vefat etmiş ve Samsun'da toprağa verilmiştir.

SADIK BÜYÜKÇAĞLAR (1911-1992)

Kırım'da doğmuştur. 9 yaşında iken ailece Türkiye'ye göç etmiştir. Henüz 13 yaşlarında iken İstanbul'daki zamanın çalgı yapım ustalarından lütiyeliği öğrenmeye başlamıştır. Ayrıca bu yıllarda bazı mûsikî cemiyetlerine devam etmiştir. 1939 yılından 1980 yılma kadar ut, cümbüş, bağlama tipi çalgılar, mandolin ve darbuka ile çeşitli çalgıların muhafaza kabı, tel ve akort vidası gibi eksesuarlar ile plastik flüt de imal etmiştir. Ayrıca yurt içinde imal edilmeyen çeşitli çalgıların ithalini de yapmıştır.Ud ve cümbüş çalmıştır. İstanbul'da vefat etmiştir. 

DİKRAN NİŞAN (1911-1999)

Diyarbakır Egil kazasında doğmuştur. Ermeni asıllıdır. Henüz 12 yaşlarında iken Diyarbakırlı Maybali adında bir Ermeni ustadan ağaç torna da zurna, çeşitli kavallar, dillli düdük, dilsiz düdük (çığırtma), mey yapımım öğrenmeye başlamış ve sonradan ustalaşmıştır. Yaptığı çalgıları motorsuz "Çırık" denen el tornası ile yapar. Kendisi ile konuştuğum 1968 yılında, o zamana kadar 40 bin kadar çalgı yaptığım söylemiştir. Yaşlılık nedeniyle 1973 yılında çalışmayı bırakarak İstanbul'daki Surphaç Ermeni Lisesi müdürü oğlu Hayik Nişan'ın yanına dönmüştür.

Prof. EMİN CENKMEN (1911-1993)

İstanbul'da Kadıköyü'nde doğdu. Kadıköy İtalyan Lisesi'ni bitirdi. 1934 yılında Fazilet Cenkmen ile evlendi ve Atilla (1934) adında bir oğlu oldu. Esinden ayrıldıktan sonra 1940 yılında Roma'ya müzik tahsiline gidip orada iki yıllık eğitimden sonra oradan Paris'e giderek Schola Cantorum'un şan bölümünden müzik profesörü olarak mezun oldu (1948) Paris'te bir müddet şan hocalığı yapmış ve İsviçre'li Cecile hanımla evlendikten sonra İstanbula döndü. Bu ikinci evliliğinden de Metin (1957) adında bir oğlu oldu. 1947-1948 yılları arasmda, 15 günde bir yayınlanan "Mûsikî Ansiklopedisi" adında bir dergiyi 22 sayı yayınladı. Bu arada yurt dışmdan nefesli saz ithalatçılığı yaptı ve o sıralar ithal kısıtlaması karşısında 1952 yılında İtalya'dan bir usta getirterek "Sol ve si bemol klarnet" imaline başladı. Bu imalatı 1987 yılma kadar devam etti. Yılda 200-250 kadar klarnet imal etmiştir. 1944-1949 yılları arasmda İstanbul'daki çeşitli gazetelerde müzik makaleleri yayınlamıştır. 1945 mayısmda İst. Şehir Tiyatrosu Dram bölümünde "Köroglu" Operası 1946'da Ses Opereti'nde "Adalı Kız" ve "Yosma" operetleri temsil edilmiştir. Bazı tiyatro temsillerinde de rol almıştır. 1947 yılında "Osmanlı Sarayı ve Kıyafetleri" isimli bir kitabı yayınlanmıştır. Piyano, gitar ve ud çalardı. İstanbul'da vefat etmiştir. 

HALDUN MENEMENCİOĞLU (1912 -1972)

Üsküdar'da doğmuş ve gençliği Kadıköy Acıbadem'de geçmiştir. Hocasız olarak 7 yaşında keman çalmakla mûsikîye başlamış ve 13-14 yıl keman çaldıktan sonra bir gün Kemal Niyazi Seyhun'u dinledikten sonra kemençeye heves ederek yine hocasız olarak vefatından bir yıl öncesine kadar kemence çalmıştır. Yüksek Ticaret Mektebi'nden mezun olduktan sonra 14 yıl bankacılık ve sonra da özel muhasebecilik yapmıştır. 1937 yılında Ankara Radyosu'na girip burada iki yıldan fazla kemence sanatkarı olarak çalışmıştır. İstanbul Radyosu'nda Haluk Recai adı ile (1950-1972) arasmda çalışarak emekli olmuştur. Kemence icrakarlığı yarımda bestekarhkla ve lütiyelikle de uğraşmış kemence ve tanbur yapımında ün kazanmıştır. İstanbul'da vefat etmiştir.

Kaynak:www.turkmusikisi.com